+90 543 875 6449Abbas Öztürk İhsaniye Mahallesi Kale Önü Sokak Arıcı Apartmanı 4/4 Selçuklu/Konya
Dolar
48,6456 %0,04
Euro
56,1616 %-0,07
Köşe Yazarları Anadolu'da Manşet

İYİLİK YAP, DENİZE AT… PEKİ YA İNSANIN İÇİNE ATILANLAR?

Haberde aklına takılan ne?Özet, 5N1K veya kaynak bilgisini Manşet'e Sor.
Ersal Özkan
Muhabir & Editör Ersal Özkan 12.10.2026 13:53 | Okuma: 4 dk
Köşe Yazarları
İYİLİK YAP, DENİZE AT… PEKİ YA İNSANIN İÇİNE ATILANLAR?

Eskiler ne güzel söylemiş: “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlık bilir.”

Peki ya deniz, içine atılan iyilikleri taşıyamadığı için gelgitlerle enerji üretiyorsa?

Şaka bir yana, doğanın gelgitlerinden enerji elde etmeyi başardık da insanın içine attıklarından ne elde edebildiğimizi hiç düşündük mü?

Bence pek de iyi şeyler elde edemedik.

Çünkü insanın içine attıkları, çoğu zaman ona enerji vermek yerine var olan bütün enerjisini alıp götürüyor.

Kırgınlıklar, söylenemeyen sözler, yutulan itirazlar, karşılıksız kalan emekler…

Hepsi birikiyor.

İnsan bazen susarak büyüdüğünü sanıyor. Oysa her suskunluk olgunluk değildir. Bazen insan, söyleyemediklerini içinde büyütürken kendisini küçültüyor.

Dışarıdan baktığınızda sakin, güler yüzlü, her şeye anlayış gösteren birini görüyorsunuz. Ama kim bilir, o insanın içinde kaç deniz kabarıyor, kaç fırtına kopuyor?

İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Çünkü insanı yoran yalnızca içine attığı kırgınlıklar değil, bir de karşılık beklemeden yaptığı iyiliklerin zamanla kendisine yük hâline gelmesi.

Eskiden iyilik yapıp denize atmamız öğütlenirdi. Bugün ise iyilik yaptığınız bazı insanlar, bir süre sonra o iyiliği sizin göreviniz sanmaya başlıyor.

Bir kez el uzatıyorsunuz, her düştüğünde kaldırmanız bekleniyor.

Bir kez omuz veriyorsunuz, ömür boyu bütün yükü taşımanız isteniyor.

Bir kez fedakârlık yapıyorsunuz, artık fedakârlık sizin sorumluluğunuz hâline geliyor.

Üstelik bunu yapanların her zaman yabancılar olduğunu da düşünmeyin.

Bazen en yakın arkadaşınız, bazen bir akrabanız, bazen de uğruna yıllarınızı verdiğiniz evladınız olabiliyor.

İyilik çeşmesinden su içmeye alışanlar, bir süre sonra o suyun kendiliğinden aktığını sanıyor.

Çeşme bir gün durduğunda ise yıllarca akan suyu değil, yalnızca o gün yaşanan kesintiyi hatırlıyorlar.

Ne garip değil mi?

Yıllarca bir insanın yanında duruyorsunuz. İyi gününde, kötü gününde, en çaresiz anında elinden tutuyorsunuz. Kendi ihtiyaçlarınızı erteliyor, bazen kendi huzurunuzdan vazgeçiyorsunuz.

Sonra bir gün yoruluyorsunuz.

Bir gün sizin de gücünüz tükeniyor.

Bir gün “Bugün yapamayacağım.” diyorsunuz.

İşte o gün, yıllarca yaptığınız iyilikler bir anda unutulabiliyor.

Kırk yıllık emeğiniz, bir günlük yokluğunuzun gölgesinde kalıyor.

İnsanın en çok canını acıtan da bu olsa gerek: Yıllarca verdiği emeğin sonunda anlaşılmayı beklerken, kendi iyiliğinin hesabını vermek zorunda kalması.

Bir de nankörlük meselesi var.

“Nankör” kelimesinin kökeni bile başlı başına düşündürücü. Farsçada “nân” ekmek, “kör” ise görmeyen anlamına geliyor. Yani nankör, kendisine sunulan nimeti görmeyen, yapılan iyiliğin kıymetini bilmeyen kişi.

Aslında ne kadar anlamlı bir tarif…

Çünkü bazı insanlar kendilerine uzatılan eli değil, o elin bir gün neden geri çekildiğini sorguluyor.

Yıllarca gölgenizde serinliyor, iyilik çeşmenizden kana kana su içiyorlar. Fakat bir gün çeşmeniz kuruduğunda, size teşekkür etmek yerine kendilerini susuz bırakmakla suçlayabiliyorlar.

Peki, bütün bunlardan sonra ne yapacağız?

İyilik yapmaktan mı vazgeçeceğiz?

Elbette hayır.

İyilik, insan olmanın en güzel taraflarından biri. Bir başkasının yükünü hafifletebilmek, ihtiyacı olduğunda yanında durabilmek, karşılık beklemeden el uzatabilmek hâlâ çok kıymetli.

Ama burada unutmamamız gereken bir gerçek var.

İyilik yapmak başka, iyilik uğruna kendini tüketmek başka.

Hiç kimse sürekli güçlü olmak zorunda değil.

Hiç kimse herkesin derdine yetişmek, herkesin yükünü taşımak, herkesin ihtiyacını karşılamak zorunda değil.

Çünkü iyilik yapan insanın da bir hayatı var.

Onun da yorulduğu günler, kırıldığı anlar, kimseye anlatamadığı dertleri var.

Bazen onun da bir omuza yaslanmaya, birinin elini tutmaya, hiçbir şey söylemeden yanında oturacak bir dosta ihtiyacı oluyor.

Hatta bazen insan, kuş tüyü kadar hafif bir yükünü bile bir başkasına bırakmak istiyor.

Sürekli veren taraf olmak, bir süre sonra insanı fark ettirmeden tüketebiliyor.

Bu yüzden yaptığımız iyiliklerin bir zorunluluk değil, gönülden gelen bir tercih olduğunu gerektiğinde hatırlatabilmeliyiz.

Sınır koymayı öğrenmeliyiz.

“Hayır” diyebilmeyi de bilmeliyiz.

Çünkü birine hayır demek, kötü bir insan olduğumuz anlamına gelmez. Bazen kendi huzurumuzu, sağlığımızı ve gücümüzü korumanın tek yolu budur.

Üstelik bugün yardım edecek güce sahip olan bizler, yarın bir başkasının yardımına ihtiyaç duyabiliriz.

Hayatın ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.

Bugün birinin elinden tutan insan, yarın kendisine uzanacak bir el arayabilir.

İşte bu yüzden iyiliği yalnızca almak üzerinden değil, karşılıklı anlayış ve vefa üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Bence gerçek iyilik, bir insanın hayatını kolaylaştırırken kendi hayatımızı yaşanmaz hâle getirmemektir.

Gerçek vefa ise yalnızca çeşme akarken başında beklemek değil, su kesildiğinde de o çeşmenin kıymetini bilmektir.

Ve belki de en önemlisi, bir insanı yalnızca bize sağlayabildiği faydalarla değerlendirmemektir.

Eskiler “İyilik yap, denize at.” demiş.

Ben bu söze küçük bir ekleme yapmak istiyorum:

İyilik yapın, denize atın ama kırgınlıklarınızı sürekli içinize atmayın.

Yaptığınız iyilikleri insanların başına kakmayın ama kendinizi de kimsenin bitmek bilmeyen beklentilerine teslim etmeyin.

Sevin, paylaşın, yardım edin, fedakârlık yapın…

Ama bütün bunları yaparken kendinizi unutmayın.

Çünkü iyilik, insanı eksiltmek için değil, insanlığı çoğaltmak içindir.

Ve unutmayın…

Bir gün sizin de çeşmeniz kuruyabilir. İşte o gün yanınızda kalanlar, yıllarca suyunuzdan içenlerden çok daha kıymetli olacaktır.

Sen ne düşünüyorsun?Tek dokunuşla değerlendir
Bu haberi tartış
Siradaki haber hazirlaniyor...
Okur yorumları

Okur Görüşleri

Yorumlar

0 yorum

İlk yorumu sen yaz!

Söz Sende

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayına alınacaktır.

Yorum yapmak ve haberlere tepki vermek için doğrulanmış okur hesabınızla giriş yapın.
Giriş yap Ücretsiz üye ol
İhbar Et