+90 543 875 6449Abbas Öztürk
Dolar
46,0853 %0,10
Euro
53,1618 %-0,81

ATALARIMIZIN MİRASINA NE KADAR SAHİP ÇIKABİLİYORUZ?

Fatih Sultan Mehmed ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ortak mirası üzerinden İstanbul’un fethi, tarih bilinci...

Mehmet Arif GÜDEN
Mehmet Arif GÜDEN 02.06.2026 20:41 | Okuma: 3 dk
Köşe Yazarları
ATALARIMIZIN MİRASINA NE KADAR SAHİP ÇIKABİLİYORUZ?

Fatih Sultan Mehmed dehası önderliğinde, uğruna karadan yürüttüğümüz o gemiler... 53 gün boyunca süren o kuşatma... Bir elinde kalkanı, bir elinde pusatı ile kalkanını başına siper yaparak surların üzerine ayak basmış, vücuduna aldığı 27 oka rağmen sancağı surlarda dalgalandıran Ulubatlı Hasan...

Bu hadiseler ve daha niceleri, 573 yıl önce Fatih’in İstanbul kuşatması sırasında yaşanan olaylardan yalnızca birkaçı.

"Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni!" diyen bir iradenin gölgesinde yeşeren bu miras; bugün sadece tarih kitaplarının tozlu sayfalarında mı kalmalı, yoksa damarlarımızdaki o kadim güçle geleceği inşa eden bir pusula mı olmalı? 573 yıl önce atılan o kararlı adım, bugün bizi kendi medeniyetimizin inşasında daha cesur, daha bilgili ve daha kararlı olmaya zorluyor. Zira fetih; sadece taşın ve toprağın zaptı değil, bir zihniyetin, bir medeniyetin yeniden dirilişidir.

Ne yazık ki toplumumuzda son dönemde popüler bir hale gelen "ata ayrımı" görüyorum. Bu ayrımcılık, bizi birleştiren o büyük ruhu zayıflatmaktan başka bir işe yaramıyor. Oysa ecdadın mirası; tek bir şahsa veya döneme değil, bu toprakların harcını karan tüm değerlere aittir. Ayrışmak yerine o kadim ruhun etrafında kenetlenmek, tarihimizin derinliklerinden süzülüp gelen o ortak vicdanı yeniden uyandırmaktır.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve büyük ecdadımız Fatih Sultan Mehmed Han aynı gayenin, aynı istikametin birer kutup yıldızıdır. Fatih’in fethettiği bu ulu şehir İstanbul, unutulmamalıdır ki Atatürk’ün de uğruna canını siper ettiği bir vatan toprağıdır. Bu iki büyük ismin mirası arasında duvarlar örmek, tarihimizin akışına ihanet etmekle eş değerdir. Zira tarih, parçalara bölünerek değil, ancak bir bütün olarak kavrandığında geleceğe ışık tutan bir meşaledir. Biri bize bu toprakları verdi, diğeri o kutsal emanete sahip çıktı.

Ne yazık ki yaptığımız bu ecdat ayrımcılığı aklıma şu soruyu getiriyor: "Biz bu kadar aptalca tartışmaları ne zaman geride bırakıp o büyük mirasın gerçek varisleri olabileceğiz? Biz bu kutsal emaneti ne cüretle basit bir ecdat tartışmasına dönüştürdük ki kendi halkımız bu denli kutuplaştı?"

Bu sorular kafamda dönüp dururken, zihnimde gözlerimi Boğaz’ın hırçın sularına çeviriyorum: "Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni..."

Bizler İstanbul’u hak ediyor muyuz ki o mirasa sahip çıkabilelim? Bizleri ayıran güç ayırmış zaten çoktan. Tarihi feslilerden dinleyenler ayrı bir saf tutmuş, dinin tüccarlığını yapanlardan dinleyenler ayrı bir safta... Bir kesim oturmuş Atatürk’ün izinden gitmenin sadece bir büstün önünde durmak olduğunu sanırken, diğer kesim ise geçmişin hayaletlerini bugünün karanlığına hapsetmekle meşgul.

Adnan Menderes tarafından 1956’da hayata geçirilen imar hamleleri, şehrin dokusunu bir cerrah titizliğiyle değil, bir kasap hoyratlığıyla biçerken aslında şehrin ruhunu da o neşterin altında bırakmıştı. 7.000’den fazla tarihi yapımızın yıkılmasına sebep olan o zihniyet, yıkılan binlerce tarihi eserimizi yenilemek iddiasıyla bir proje başlatmıştı. Trajikomiktir ki bu projenin ismi ise "İstanbul’un İkinci Fethi"ydi... Sanki fethedilen bir şehir değil, bizzat hafızasıydı; taşın, toprağın ve yaşanmışlığın üzerine beton dökülürken, binlerce yıllık tarihimizin nakış nakış işlenen 7.000’den fazla o yapısının da katili olunmuştu.

Bizler halk olarak iktidarın peşinden değil de ne zaman ecdadın izinden gitmeyi şiar edineceğiz? Satılmış politikacıların değil de bizlere gerisinde bir vatan bırakmış, bizlere gerisinde İstanbul gibi bir cevher bırakmış ecdadımızın peşinden ne zaman gideceğiz?

Kendi tarihimize biz kendimiz önem vermezsek, bu sorumluluğu kendimiz almazsak; bunu bizlerden oy alabilmek için türlü vaatlerle süsleyenlerden beklemek, beyhude bir hayalden öteye geçemeyecektir. Zira unutulmamalıdır ki bir milletin geleceği, geçmişine duyduğu sadakatle şekillenir.

Önce ses çıkartmayı öğrenin ki bizlerden sonraki nesiller, bizlere emanet edilen bu kadim mirası enkaz yığınları arasında değil, tarihin ışığında yükselen bir medeniyetin gururlu temsilcileri olarak devralabilsinler.

Okur Görüşleri

Yorumlar

0 yorum

İlk yorumu sen yaz!

Söz Sende

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayına alınacaktır.