+90 543 875 6449Abbas Öztürk İhsaniye Mahallesi Kale Önü Sokak Arıcı Apartmanı 4/4 Selçuklu/Konya
Büyükşehir
Dolar
48,6456 %0,04
Euro
56,1616 %-0,07
Köşe Yazarları Anadolu'da Manşet

AKIL EN BÜYÜK NİMETTİR

Haberde aklına takılan ne?Özet, 5N1K veya kaynak bilgisini Manşet'e Sor.
Hasan Yakup CANGÜVEN
Muhabir & Editör Hasan Yakup CANGÜVEN 19.10.2026 20:57 | Okuma: 4 dk
Köşe Yazarları
AKIL EN BÜYÜK NİMETTİR

AKIL EN BÜYÜK NİMETTİR

Akıl;

insanın doğruyu yanlıştan, hakikati bâtıldan, faydalıyı zararlıdan ayırt etmesini sağlayan; düşünme, anlama, kavrama, muhakeme etme ve sonuç çıkarma yeteneğidir. Akıl insana doğuşuyla verilen bir şey değildir. Herkese eşit olarak dağıtılan bir şey de değildir. Doğuştan gelen zekâdır. Zekâ ile akıl arasında temel bir fark vardır. Zekânın doğuştan gelen, biyolojik ve ölçülebilir bir potansiyel olması; aklın ise sonradan kazanılan bir şeyi gerçekleştirebilme gücü, yeteneği ve içsel bir kapasite (yeti) olmasıdır. Akıl birikimle elde edilir. Akıl zaman içinde insanın gördüğü, şahit olduğu, başına gelen olaylardan çıkardığı derslerin, derlediği topladığı bilgi ve tecrübelerin insanda yarattığı bir yetidir. Zekâ ise, beynin doğuştan gelen öğrenme, mantık yürütme, hafıza ve problem çözme kapasitesidir. İnsanın olayları sorgulamasını, sebepler ile sonuçlar arasında bağ kurmasını ve iradesini bilinçli bir şekilde kullanmasını mümkün kılan akıl, Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden, insanı insan kılan en temel emanetlerden biridir. İslam, insan aklına en üst seviyede değer veren ve doğrudan akla hitap eden bir dindir. Bu yönüyle İslam, derinlemesine düşünen mütefekkir insanların inancıdır; aklı önemser ve akla hitap eder. İslam’ın tüm emir ve yasakları akıl sağlığı yerinde olan insanlar için söz konusudur. İslam, akli melekeleri gelişmemiş ya da yerinde olmayan kimselere hiçbir dini sorumluluk yüklememiş, onları ibadet ve eylemlerinden muaf tutmuştur. Aklı devreden çıkarmak İslam’ın özüne aykırıdır. Akıl, dinin doğru anlaşılmasının yanı sıra "ef'âl-i mükellefin" olarak adlandırılan yükümlülüklerin de temel şartıdır. Nitekim beşerî hukuk sistemlerinde de hem tazminat hem de ceza sorumluluğu akla bağlı olduğundan; akli melekeleri yerinde olmayan ve fiil ehliyeti bulunmayan insanlar, işledikleri fiillerden hukuki ve cezai olarak muaf tutulmaktadır. Bu sebeple İslam’ın tüm ilkeleri, hükümleri ve prensipleri insan fıtratıyla uyumlu, insan aklının kabul edebileceği bir mahiyettedir. Allah, aklı insana bir emanet olarak vermiştir. Ancak bu emanete sahip çıkmayan, aklını, kalbini ve imanını başkalarına kiraya veren kişi ve toplumlar, eninde sonunda ruhlarını da satarlar. İnsanlar cahil kaldıkça, birilerine “kutsallık zırhı giydirerek” onu ilah ve rab hâline getirirler. Kâinatın yegâne sahibi Allah (CC) Tevbe Suresi 31. Ayette şöyle buyuruyor: “Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa tek bir Tanrı’ya kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka tanrı yoktur; O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır.” Günümüzde karşılaşılan toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar ile çözüm bekleyen meseleler ne denli büyük olursa olsun, tamamı insan aklının ve eylemlerinin bir ürünüdür. Tıpkı Hristiyanlık tarihindeki Hz. İsa’yı ilahlaştırma ve mutlaklaştırma yanılgısında olduğu gibi; bugün de bazı dini ya da siyasi otoriteleri kutsallaştırarak onlara aklını teslim eden, onların himmetiyle dünyalık çıkarlara ulaşırken aynı zamanda cennete gireceğini zanneden geniş kitleler mevcuttur. İşte bu bilinçsizlik ve körü körüne bağlılık neticesinde; aklı korumak, onu doğru bilgiyle ve sağlam bir milli ve manevi duygularla ve imanla beslemek, insanın en büyük sorumluluklarından biridir. Sahip olduğu maddi imkânlar, makam, şan-şöhret yahut iç dünyasında kontrol edemediği mantık ve ahlak sınırlarını tanımayan nefsi arzuları yani hevâ ve hevesi, o kişinin aklı ve imanından daha baskın bir güç haline gelirse; aklı da imanı da onların peşinden gider. Akıl, doğru yönlendirildiğinde insanı kurtarır; yanlış yönlendirildiğinde ise felakete sürükler. Akıl, yalnızca bireysel sorumlulukların değil, aynı zamanda toplumsal düzenin ve ahlaki yapının da teminatıdır. Bu nedenle aklı korumak, geliştirmek ve onu yüksek bir ahlak, güçlü bir iman, milli ve manevi değerlerle, toplum yararına idealist duygularla yoğurmak; vatan, millet, devlet ve bayrak sevgisiyle bütünleştirmek, mutlak irade olan Allah’ın insana yüklediği en temel sorumluluklardan biri olarak değerlendirilmelidir. Demem o ki akıl, varlığı, değerleri ve hakikati kavramanın aracıdır. Akıl insan olmanın şerefini mümkün kılan yani insanı hayvandan ayıran ve onu eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) kılan bir cevher ve en asli unsurdur. Akıl yoksa düşünce, bilinç, muhakeme, yani insanı diğer canlılardan ayıran, insana “insanlık” katan en temel özellik yok olur.  Hayat akılla anlaşılır ve yaşanır, din akılla kavranır ve hakikat ancak akılla idrak edilir; dolayısıyla hem bu dünya hem de öbür dünya ancak akıl, ahlak ve imanla hak ettiği güzelliğe ulaşır. Akıl yoksa din yoktur… Akıl yoksa sorumluluk yoktur… Akıl yoksa hakikati idrak edecek hiçbir şey yoktur… Akıl yoksa insan yalnızca et ve kemikten ibarettir… Velhasıl; akıl yoksa hiçbir şey yoktur…

Sen ne düşünüyorsun?Tek dokunuşla değerlendir
Bu haberi tartış
Siradaki haber hazirlaniyor...
Okur yorumları

Okur Görüşleri

Yorumlar

0 yorum

İlk yorumu sen yaz!

Söz Sende

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayına alınacaktır.

Yorum yapmak ve haberlere tepki vermek için doğrulanmış okur hesabınızla giriş yapın.
Giriş yap Ücretsiz üye ol
İhbar Et