+90 543 875 6449Abbas Öztürk
Dolar
44,7472 %0,04
Euro
52,8491 %0,05
Altın
6.895,12 %-0,96
Gümüş
113,86 %-0,47

Adalet Eğilince Ahlak Ayakta Kalır mı?

Adaletin zayıfladığı toplumlarda ahlakın ayakta kalıp kalamayacağı sorgulanıyor. Bireysel vicdan, sistem ve etik değerler tartışılıyor.

Mehmet Arif GÜDEN
Mehmet Arif GÜDEN Muhabir & Editör 23.03.2026 23:47 | Okuma: 2 dk
Köşe Yazarları
Sesli Okuma Hazır
00:00
Adalet Eğilince Ahlak Ayakta Kalır mı?

Kimse görmüyorken doğru olanı yapar mısın? İşte bütün mesele burada başlıyor. Çünkü ahlak, kalabalıkların içinde değil, insanın yalnız kaldığı anlarda ortaya çıkar. Yüzyıllardır tartışılan bir soru var: İnsan, Tanrı olmadan da iyi olabilir mi? Bu soruya “hayır” diyenler, insanın doğasına pek güvenmez. Onlara göre ahlak, gökten inen bir sistemdir. Kuralları koyan Tanrı’dır, insan ise bu kurallara uymak zorundadır. Çünkü hesap vardır. Ceza vardır. Ödül vardır. Basit bir mantık kurarlar: Eğer kimse seni yargılamayacaksa, neden kötü bir şey yapmayasın? Bu düşünce ilk bakışta güçlüdür. Ama beraberinde kritik bir soruyu getirir: Eğer bir insan sadece cezalandırılmaktan korktuğu için iyi davranıyorsa, bu gerçekten ahlak mıdır? Yoksa bu, yalnızca kontrollü bir çıkar ilişkisi midir? Bugün etrafımıza baktığımızda farklı bir gerçek görüyoruz. Tanrı’ya inanmayan milyonlarca insan var. Ve bu insanlar hâlâ yalan söylemenin kötü olduğunu biliyor, hâlâ başkasına zarar vermekten kaçınıyor, hâlâ yardım ediyor. Kimse onları izlemese bile. Demek ki ahlakın tek kaynağı korku değil. Belki de mesele şudur: İnsan, doğası gereği empati kurabilen bir varlık. Başkasının acısını hissedebiliyor. Toplum içinde yaşamak zorunda olduğu için kurallar üretiyor. Yani ahlak, sadece gökten inmek zorunda değil; insanın içinden de doğabilir. Ama burada çoğu kişinin yüzleşmek istemediği daha sert bir soru var: Bir şey Tanrı emrettiği için mi iyidir, yoksa zaten iyi olduğu için mi Tanrı onu emreder? Eğer ilkini kabul edersek, ahlak tamamen keyfi hale gelir. İkincisini kabul edersek, o zaman “iyi” kavramı Tanrı’dan bağımsızdır. Ve tartışmanın kalbi tam olarak burasıdır. Günlük hayata dönelim. Yolda bir cüzdan bulduğunu düşün. İçinde para var, kimlik var. Kimse seni görmüyor. Ne yaparsın? Eğer cevabın “iade ederim” ise, bunu neden yaparsın? Korkudan mı? Yoksa içinden gelen bir ses yüzünden mi? Ama dur… Sen o cüzdanı iade etmeyi düşünürken, birileri çoktan başka yollarla çok daha fazlasını “cebinde tutmayı” öğrenmiş durumda. Çünkü bu ülkede artık mesele küçük hırsızlıklar değil. Mesele, meşrulaştırılmış kayırma düzeni. Birileri liyakatle değil soyadıyla iş buluyorsa, Birileri vergisini son kuruşuna kadar öderken karşılığını alamıyorsa, Ve bütün bunlar olağanmış gibi anlatılıyorsa… O zaman kim çıkıp da sıradan vatandaşa “ahlaklı ol” diyecek? Yukarıda adaletin eğildiği bir yerde, aşağıda dürüstlük dik durabilir mi? Belki de artık şu soruyu sormak gerekiyor: Ahlak gerçekten bireysel bir mesele mi, yoksa güçlü olanın eğip büktüğü bir kurallar bütünü mü? Çünkü insanlar sadece neyin doğru olduğunu değil, neyin cezasız kaldığını da izliyor. Ve cezasızlık yayıldıkça, vicdan susmaya başlıyor. O yüzden mesele bir cüzdan değil. Mesele şu: İnsan, yalnız kaldığında kimdir? Çünkü iyilik, ancak karşılığında hiçbir şey beklenmediğinde gerçektir. Ama adaletin eksik olduğu bir dünyada, ahlak artık bir erdem değil, giderek bir lüks haline gelir.

Editör Profili

Mehmet Arif GÜDEN

BASIN MENSUBU & SEO DANIŞMANI

Görev Muhabir & Editör

Okur Görüşleri

Yorumlar

0 yorum

İlk yorumu sen yaz!

Söz Sende

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayına alınacaktır.