+90 543 875 6449Abbas Öztürk
Dolar
45,7392 %0,33
Euro
53,0889 %-0,22

Geçmişine İhanet Edenlerin, Geleceğe Bırakacağı Bir Vatan Kalmaz...

Türkiye’nin toplumsal hafızası, milli kimliği ve gençliğin geleceği üzerine...

Mehmet Arif GÜDEN
Mehmet Arif GÜDEN 22.05.2026 06:26 | Okuma: 3 dk
Köşe Yazarları
Geçmişine İhanet Edenlerin, Geleceğe Bırakacağı Bir Vatan Kalmaz...

​Ben politikacı değilim, kürsülerden halka nizamat verecek ya da hamaset nutukları atacak mevkilerim de yok. Benim tek bir derdim var: Bu ülkenin insanı, özellikle de geleceği olan gençliği, kendi evinde ne ara bu kadar yabancılaştı? Hafızasızlığın ve nankörlüğün bu derece baş tacı edildiği bir başka dönem yaşandı mı bu topraklarda?

​Gözümüzün önünde tersyüz edilen bir adalet terazisi var. Bu ülkenin kurucu iradesine, Atatürk'e klavye arkasından fütursuzca sövmek adeta dijital bir "özgürlük" aparatı gibi cezasız bırakılırken; sistemin tepesindeki aktörlere, bakanına ya da Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik en ufak bir eleştiri adaletin şimşeklerini üzerinize çekmeye yetiyor. Güç dengeleri öyle bir savruldu ki, bir dönem bu ülkenin evlatlarına kurşun sıkanların siyasi uzantılarına meclis kürsülerinden "meşru muhatap" muamelesi çekilirken, sınır boylarında çarpışan askerin canı sadece birer sayısal veriye dönüştürüldü.

​Her seçim dönemi önümüze konan klişe vaatler dizisi, ardında katlanan dış borçları ve bitmek bilmeyen ekonomik krizleri gizlemeye yetmiyor artık. Din, siyaset mekanizmasının en kullanışlı yakıtı haline getirildiğinden beri, inanç da adalet de sokağın çıplak gerçeğinden koptu. Bir yanda şeriat düşleri kuran feodalist bir zihniyet, diğer yanda bunu "ileri demokrasi" ambalajıyla pazarlayan bir kurnazlık... Oysa bu toprakların mayasında ne Haçlı'nın o hastalıklı karanlığı var ne de mandacılığın ezikliği. Bu milletin muhtaç olduğu kudret, ne kürsülerdeki dinsel sömürüde ne de küresel güçlerin sahte rüyalarındadır; doğrudan kendi asil geçmişindedir.

​En acısı da küresel popüler kültürün ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı o derin hissizlik. Dünyanın öbür ucundaki bir Hollywood yıldızının boşanma davası ya da küresel bir pop ikonunun trajik ölümü için günlerce yas tutan, sosyal medyada etkileşim rekorları kıran kitleler, o vatanın sınır boylarında toprağa düşen gencecik şehitlerin haberini bir sonraki videoya geçerek saniyeler içinde tüketiyor. Ekran başında "duyar" kasan ama kendi toprağının acısına körleşen zombilere dönüştük.

​"Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?" sorusu, artık bir şaşkınlık ifadesi değil; derin bir toplumsal cinnetin ve ıstırabın adıdır.

​Siyaset sadece kendi egoları, koltuk sevdaları ve lüks hayatları için dizayn edenlere sormak gerekiyor: Siz orada gülerken, aşağıda memleketin geleceği parça parça satılırken vicdanınız hiç mi sızlamıyor?

​Ben onaylamıyorum, sen onaylamıyorsan; sahi kim bu her şeyi sessizce kabul eden yüzde elli?

​Yıllar önce "Belki de bundan 20 yıl sonra Ne Mutlu Türk'üm diyene bile diyemeyeceğiz" diye haykıran o sokaktaki ses, aslında kehanet değil, yaklaşan tehlikenin ayak sesleriydi.

​Eğer bugün hürriyetin ve bağımsızlığın sembolü olan Anıtkabir'de kemikler sızlıyorsa, suç sadece o koltuklarda oturanların değil; televizyon dizileri izler gibi ülkenin gidişatını izleyen, nerede bir nankör varsa başına taç eden o sessiz çoğunluğundur.

​Kendine gel Türkiye. Geçmişine ihanet edenlerin, geleceğe bırakacağı bir vatan kalmaz.

                                                                                                       - Mehmet Arif Güden

Okur Görüşleri

Yorumlar

0 yorum

İlk yorumu sen yaz!

Söz Sende

Yorum Yap

Yorumunuz editör onayından sonra yayına alınacaktır.